Tuesday, 4 May 2010

Bazı Ekonomik Bitkilerden Örnekler
















1)Centaurea odyssei Wagenitz
2)Abies nordmanniana (Stev.)Spach subsp. equi-trojani (Asch&Sint. Ex.Boiss)
3)Carduus nutans L. subsp. falcato-incurvus P.H. Davis
4)Achillea fraasii Schultz Bip. var. troiana Aschers. & Heimerl
5)Aethionema saxatile (L.) R.Br. subsp. oreophilum

Tıbbi Bitkiler

Tıbbi bitkiler denildiğinde hem bitkiler bakımından, hem etken maddeleri yönünden ve hem de tüketim alanları bakımından çok büyük alanı kapsamaktadır. Bu grupta bulunan bitki sayısı çok fazla olduğundan bitki familyalarına göre bir grupta toplamak mümkün olmadığı gibi, içerdikleri etken maddeler ve bunların etkileri de çok büyük farklılıklar göstermektedir. Ayrıca bitkilerdeki etken maddeler bitkinin tüm organlarında bulunabildiği gibi, daha çok belirli organlarında bulunmaktadır. Tıbbi bitkilerin çok yönlü olması nedeni ile bugün dünyada standart hale gelmiş, bir gruplandırılması bulunmamaktadır. Genellikle tıbbi bitkilerin değişik yönleri ele alınarak gruplandırma yapılmaktadır. Ancak yapılan gruplandırmalara yenileri eklenebileceği gibi, mevcut gruplara da yeni maddeler konulabilir. Bu nedenle aşağıdaki değişik yönleri düşünülerek bir gruplandırmaya gidilmiştir.Tıbbi ve Aromatik bitkileri başlıca beş grup altında toplamak mümkündür. Bunlar:

1)Bitki Familyalarına Göre Gruplandırma

2)İçerdikleri Etken Maddelere Göre Gruplandırma

3)Tüketim ve Kulllanımlarına Göre Gruplandırma

4)Yararlanılan Organlarına Göre Gruplandırma

5)Farmakolojik Etkilerine Göre Gruplandırma


...Ekonomide Sözü Geçen Bitkiler Üzerine...

Yeryüzünde var olduğu günden bu yana insanoğlu, beslenmesini sağlamak için bir taraftan mevcut besin maddelerinden yararlanma, daha sonra bunları planlı bir şekilde üretme yolunu seçerken, diğer taraftan da hastalık etmenlerine karşıda kendini koruma yöntemlerini araştırmıştır. Çünkü insanlığın en önemli iki problemi açlık ve hastalıklardır. Bu yüzden insanoğlu bitkileri tanımaya, onların ekonomik ve tıbbi değerlerini kavramaya özel bir ilgi göstermiştir. Bugün kültürü yapılarak insanlar tarafından kullanılan bitkilerin tarihi, insanlık tarihinden daha eskidir. Kültür bitkilerinin evolusyonu Mendel varyasyonları, türler arası melezlemeler, introgression, Autoploidy ve Alloploidy yolları ile olmuştur. Gen mutasyonları ile meydana gelen bitkilere örnek olarak lahana, karnabahar ve brokoli, türler arası melezlemeler ile elde edilen bitkilere örnek olarak bugün kültürü yapılan çilekler, Outotetraploidy yoluyla meydana gelenlere örnek olarak da patates verilebilir. İnsanların bitkilerden besin maddesi olarak yararlanmaya başlaması ile birlikte programsız ve düzensiz bir seleksiyon da başlamıştır. Başlangıçta insanlar en iri, en güzel, en gösterişli ve en çok hoşlarına giden bitkileri seçerek bilinçsiz olarak üretmeye çaba göstermişlerdir. İnsanların bu faaliyetlerinden önceki dönemlerde ise doğal seleksiyon, mutasyon ve diğer yollarla bitkilerdeki değişimler devam etmiştir.
İnsanlar varlıklarını sürdürebilmek için insan ırkının başlangıcından bu yana bitkilere bağımlı kalmışlardır. Başlangıçta yiyecek ve barınaktan başka çok az şeye gereksinim duyuyorlardı. Bununla beraber uygarlık, gittikçe artan bir komplekslik getirip, insanların ihtiyaçlarını şaşırtacak derecede arttırdı. Böylece insanlar ham maddeleri faydalı maddelere ve ürünlere çevirme gereksinimi duydular.
Yiyecek, giyim ve barınak gibi temel ihtiyaçlar ve diğer faydalı ürünlerin kökeni bitkilere dayanmaktadır. Elverişli besin temini insanların en önemli gereksinimidir. Hayvansal gıdalarla dahi beslenilse sonuç yine bitkilere ulaşmaktadır. Zira etini tükettiğimiz hayvan yine bitkiyle beslenmektedir. Çünkü doğada besin zincirinin ilk halkasını bitkiler oluşturmakta ve güneş enerjisini diğer canlılara kimyasal enerji şeklinde sunmaktadır. Giyim ve barınak gibi diğer önemli ihtiyaçlar büyük ölçüde bitki liflerinden ve odunlarından elde edilmektedir. Odun geçmişte olduğu gibi bugünde dünyada en önemli bitkisel üründür. Yapısal bir madde olarak kullanılmakla beraber kağıt, suni ipek ve çeşitli kimyasal maddeler ve yakıt imalinde kullanılan belli başlı ham maddelerdendir. Önemli bir enerji kaynağı olan kömür ve petrol gibi bazı diğer yakıt çeşitleri de jeolojik devirlerde yaşamış bitkilerden oluşmuştur. Hastalık tedavisinde kullanılan drogların çoğu yine bitkilerden elde edilmektedir. Birçok hammadde bakımından endüstri yine bitkilere bağlıdır. Bitkilerin insanlığa faydaları saymakla bitmez; ormanların etkisi, sel ve erozyonu kontrolde diğer doğal vejetasyon tipleri, bitkilerin estetik değerleri bire küçük örnektir.
Bitkisel ürünlerin üretimi ve dağılımı ulusların ekonomik ve sosyal hayatlarında hem iç hem de uluslar arası ilişkileri etkileyen bir öneme sahiptir. Endüstride kullanılan ham maddelerin ve besinlerin yeterince temin edilebilmesi bir milletin refahı kadar varlığı içinde temel bir unsurdur. Bugün pek az ülke bu yönden bağımsızdır. Bundan dolayı dış ticaret dünyada önemli bir rol oynamaktadır. Bitkisel kaynaklar ve ham madde temini bakımından karşılaşılan problemler düşük nüfuslu ülkelerde nispeten daha azdır.
Son yıllarda tarımla ilgili problemler tüm dünyada gittikçe artan bir öneme sahip olmaktadır. Bu problemlerin en ciddilerinden biri artan nüfusa karşın fazla ürün ve yeni kaynaklar elde edilmesiyle, bir diğeri boş arazilerin yeteri kadar değerlendirilmesiyle ilgilidir. Bir yerde başarılı ürün elde edilebilmesi belirli çevre koşullarına bağlıdır. Zira her bitki türünün toprak, nem, sıcaklık ve diğer gereksinimleri birbirinden farklıdır. Bir diğer tarımsal problemde özelliği bakımından ekonomik olmaktan çok fizikseldir. Örneğin bilinçsiz yapılan çiftçilik koruyucu özelliği olan doğal vejetasyonun bozulmasına dolayısıyla topraktan besin maddelerinin uzaklaşmasına sonuçta da erozyona neden olmaktadır.
Sistematikçilerin ifadelerine göre bugün dünyada yaklaşık 375.000 tanımı yapılmış bitki bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 2/3’ nü tohumlu bitkiler oluşturmaktadır. Bitki sayısının 375.000 olduğu ifade edilmekte ise de bunun her gün yeni tanımlananların oluşturduğu ilave sayılarla yarım milyona yaklaşmış olabileceği belirtilmektedir. Bu kadar fazla sayıda bitkiden insanların ancak 20.000 kadarından bugün için faydalandıkları ileri sürülmektedir. Yine bunlardan ancak 500 kadarının tarımsal üretimlerinin yapıldığı kaynaklarda verilmektedir.
Ekonomik hayatımızda önem taşıyan bitki türlerinin incelenmesi ile ilgili olan Botanik dalı “Ekonomik Botanik” tir. Burada ekonomi terimi (faydalanma/yararlanma) anlamında kullanılmıştır. “Faydalı (yararlı) bitkiler” dendiğinde de genelde “ekonomik değeri olan bitkiler” anlaşılmaktadır. Bu ödev de ekonomik yaşamımızda rol oynayan bitki türlerinin ekonomik değeri, başka bir ifade ile ekonomi üzerindeki etkileri ele alınıp değerlendirilmiştir.

A) BESİN BİTKİLERİ

1- Alçak Bitkiler
a) Algler
Alglerin İnsan Besini Olarak Kullanımı: Algler değişik şekillerde işlenerek veya doğrudan insanlar tarafından besin olarak kullanılmaktadır. Algler sadece Uzak Doğu’ da insan yiyeceği olarak düzenli bir şekilde tüketilmekte, buna karşılık batı toplumlarında çok fazla kullanılmamaktadır. Yenebilen pek çok deniz algi insanlar için gerekli olan vitaminleri, mineralleri ve proteinleri yeterli miktarda içermektedir. Deniz alglerinin yaklaşık 160 türü insanlar tarafından besin olarak tüketilmektedir. Bunların 25 türü yeşil, 54 türü kahverengi, 81 türü kırmızı alglere aittir.
Alglerin Hayvan Yiyeceği Olarak Kullanımı: Deniz algleri kıyı bölgelerinde hayvan yiyeceği olarak da kullanılmaktadır. Yüksek miktarlarda vitamin ve mikronutrientleri içerdikleri için faydalıdırlar. Ancak bunların toplanma zamanı, kurutulması, işlenmesi ve depolanması vitamin miktarını ve besin değerini etkilemektedir. Yine denizlerdeki ve tatlı sulardaki balıklar bazı planktonik ve bağımlı alglerle beslenmektedir.
Algler insan ve hayvan besini olarak kullanımlarının yanı sıra aşağıda belirtilen amaçlar içinde kullanılmaktadır. Alglerde ticarette kullanılan 4 önemli ürün elde edilmektedir. Bunlar; Agar, Karragen, Alginat ve Diyatomit’ tir.
Agar: Rhadophyeae türlerinden çıkarılan azotsuz jele benzeyen ya da kurutulmuş maddelerdir. Agar; gıda ve yiyecek sanayinde, tıp ve dişçilikte, kozmetik, deri ve tekstil sanayinde kullanılmaktadır.
Karragen: Chondrus criprus gigartina sp. gibi kırmızı alglerden elde edilir. Potasyumla muamele edildiğinde jel durumuna geçer. Karragen; ekspektoran (balgam söktürücü) olarak kullanıldığı gibi, tatlı ve çikolataların yapımında, tekstil sanayinde suni ipeğe sertlik vermede, bira endüstrisinde ve Agar’ ın kullanıldığı tüm alanlarda kullanılır.
Alginat: Esmer alg türlerinden elde edilir. Laminaria ve macrocystis, lessonia gibi Na, K, Mg ve Fe tuzlarıyla suda eriyerek alginatları oluşturur. Alginatlar; Boya, tekstil, kauçuk, kağıt, inşaat, kozmetik, ilaç ve yiyecek sanayileri ile dişçilikte ve tarım zararlıları ile mücadelede kullanılaır.
Diyatomit (Kieselgur): Jeolojik devirlerde yaşamış olan diyatomelerin silisli kabuklarının meydana getirdiği kalın tortullardan elde edilir. Topraktan çıkarıldıktan sonra birtakım kimyasal işlemlere tabi tutulurlar. Kağıt endüstrisinde izole ve dolgu malzemesi olarak ve ayrıca şeker rafinelerinde, şarapçılıkta kullanılır. En yaygın kullanım alanı çeşitli tip filtrasyon işlemleridir. Bir zamanlar trinitrogliserin gibi patlayıcı maddeler diyatomit toprağına emdirilerek nakledilirdi. Ayrıca hafif tuğlaların yapımında kullanılır. Örneğin: Ayasofya kubbesinde kullanılanlar gibi.
Algler ayrıca biyomonitör ve gübre olarak kullanıldığı gibi tıpta antibiyotik yapımında da ve atık suların temizlenmesinde de kullanılmaktadır. Uzay çalışmalarında ve özellikle de uzun süreli uzay uçuşlarında insan hayatını destekleyen sistemlerde alglerin rolü giderek artmaktadır.
b) Mantarlar
MÖ. 5yy. dan beri kullanılır, 17 yy. dan beri de kültüre alınmışlardır. Yabani ve kültür formlarından geniş ölçüde yararlanılır. Yenilebilir yabani mantarların çoğu kültür formlarından daha lezzetlidir. Ancak zehirli ve zehirsiz mantarları ayıran kesin kurallar yoktur. Meşe, kayın ve huş ormanlarında gözenekli kireçli topraklarda yetişir ve ışık ister. Dünya üzerinde doğadan toplanıp satışa sürülen mantarların miktarı oldukça fazladır. Bu konuda belli bir istatistiki rakam olmamasına rağmen kültür mantarı miktarının iki katına yakın olduğu sanılmaktadır. Ülkemizde son 40-50 yıl öncesine kadar sadece doğa mantarlarının toplanarak satışa sürüldüğü bir gerçektir. Bugün bile yenen doğa mantarı miktarı kültür mantarının çok üstündedir. Dünya üzerinde en fazla kültür mantarı üreten ülkelerin başında sırasıyla A.B.D., Fransa, Taiwan, Hollanda, İngiltere, Batı Almanya ve Japonya gelmektedir. A.B.D. dışında, bu ülkelerinde her birinde üretim 50-60 bin tonun üzerindedir. A.B.D. 213 bin tonla birinci sırayı alır. Anılan ülkeler dışında İspanya, Danimarka, Avusturya, Romanya, İsviçre, Güney ve Orta Amerika ülkelerinde de 3-10 bin ton arasında değişen üretim potansiyeli mevcuttur. Bugün toplam dünya kültür mantar üretimi yaklaşık 1-1,5 milyon tona ulaşmış bulunmaktadır. Dünya mantar üretimine, doğadan toplanan mantarlarda ilave edilirse, mantar tüketiminin 2-3 milyon ton boyutlarında olduğu kolayca anlaşılır. Bugün en çok faydalanılan mantar türleri sırası ile çayır, kanlıca, kuzu göbeği, domalan, çörek, imparator, istiridye ve dede sakalı mantarlarıdır.

2- Yüksek Bitkiler
a) Tahıllar
Tahıl buğday, arpa, mısır, pirinç, çavdar ve yulaf gibi un veren taneli bitkilerin genel adıdır. Ortak özellikleri meyvelerinin küçük tanecikler halinde olması ve un elde edilmesidir. Bunlardan buğday, mısır ve pirinç en önemlileri olup, uygarlığın gelişmesinde etkin rol oynamışlardır. Beslenme için gerekli olan nişasta ve proteini oldukça uygun bir oranda (6/1) içermeleri bu bitkilerin tarımda en başta yer almasına sebep olmuştur. Az miktarda su içerdiklerinden tanelerin toplanması ve saklanması kolaydır. Tahıllar, dünya çapında ekonomik öneme sahip önemli bir ticaret maddesidir. Yeryüzünde toplam ekilebilen alanlar içinde tahılların payı %3.7’dir. Tahıllar içinde de en fazla tarımı yapılan ürün buğdaydır. Dünyada toplam tahıl üretiminin yaklaşık ¼ ‘ünü buğday oluşturur. Ülkemizde ise tahıl tarımı dünya ortalamasının çok üstünde olup, toplam ekili alanların %55’inde tahıl üretimi gerçekleştirilmekte ve toplam tahıl alanlarının %68’ini ise buğday işgal etmektedir.
Doğrudan insan gıdasına katkısı olan, herkesin bildiği buğday, arpa, mısır, yulaf, çavdar, çeltik, şeker kamışı vb.'den daha başka birçok buğdaygil türü (Örnek: darı, kuş yemi, sorgum ve millet gibi) hayvanlar için de önemli besin kaynağı olmaktadır. Gıdanın esası buğdaygillerin meyveleridir. Tane denen meyvelerden insan gıdası, gövde ve yapraklarından da hayvan yemi olarak yararlanılır. 600’ün üzerinde cinse ve sayısız tür zenginliğine sahiptir. Bambular hariç buğdaygillerin hemen hepsi otsu gövdelidir. Üremeleri tohumladır. Saçak kök sistemleri toprak ıslah edici özelliktedir.


b) Baklagiller ve Kuru Meyveler
Baklagiller: Baklagiller, besin kaynağı olarak tahıllardan sonra ikinci sırayı alırlar. Diğer bitkisel ürünlere oranla daha çok protein içerdiklerinden hayvansal besin maddelerine daha yakındırlar. Bu nedenle baklagiller, hayvansal proteinlerin yeterli olmadığı yer ve zamanlarda protein açığının kapatılmasında önemli bitkisel besin kaynağını meydana getirirler. Özellikle Ülkemizde tane baklagiller et ve et ürünlerine oranla daha ucuz olmaları ve kolay saklanabilmeleri nedeniyle son derece rağbet görmektedirler. Dünyanın hemen her yerine dağılmış 20 bini aşkın otsu bitki, çalı ve ağaç türüyle tohumlu bitkilerin ikinci büyük familyasıdır oluştururlar. Bakla, fasulye, bezelye, nohut, börülce ve mercimek gibi çok besleyici taze ve kuru sebzeler, yer fıstığı, soya fasulyesi, akasya, geven, meyankökü ve keçiboynuzu gibi ekonomik değeri yüksek bitkiler ile yonca, üçgül, (tirfil) fiğ ve burçak gibi yem bitkileri bu familyanın en tanınmış üyeleridir.
Geniş çapta tarımı yapılan türleriyle hemen her ülkenin ekonomisinde önemli payı olan baklagillerin nişasta ve protein açısından zengin olan tohumları insan için değerli bir besin kaynağıdır. Bol miktarda karbonhidrat ve yağ da içeren baklagiller beslenme endüstri ve tıpta kullanılırlar. Mineral tuzları B vitaminince de zengindir. Hem kuru hem de taze olarak kullanılırlar. Bazı türlerin, özellikle soya fasulyesi ile yerfıstığının tohumları bol miktarda yağ içerir. Tropik bölgelerde yetişen ağaç biçimindeki türlerden çoğunun kerestesi de değerlidir. Bazı türlerden halat ya da sandalet yapımına elverişli lifler, bazılarından zamk ve reçine elde edilir. Örneğin akasyaların bir türünden çıkarılan arapzamkı, gevenden elde edilen kitre ve keçiboynuzu tohumlarından çıkarılan zamk sanayide ve eczacılıkta çok kullanılır. Ayrıca keçiboynuzu meyvelerinin öğütülmesiyle elde edilen undan kakaoya benzeyen tatlı ve besleyici bir içecek yapılır. Meyankökünden elde edilen ve meyanbalı denen tatlı sıvı da serinletici içeceklerin ve bazı ilaçların hammaddesidir. Baklagillerin tropik bölgelerdeki üyelerinden biri olan bakkam ağacının kerestesinden çıkarılan mavi ile siyah arası tonlardaki boyar madde mürekkep yapımında, ipekli ve yünlü kumaşlar ile derilerin boyanmasında kullanılır. Gene kumaş boyamakta kullanılan renkli çivit de bu familyanın üyelerinden olan çivit bitkisinden elde edilir. Baklagillerin ıtırşahi, morsalkım ve katırtırnağı gibi bazı türleri ise sevilen süs ve bahçe bitkileridir.
Değerli yem bitkileri olan fiğ, yonca ve üçgül çok protein ürettiklerinden büyükbaş hayvancılık açısından çok önem taşır. Ama baklagillerin tarım açısından belki en büyük önemi toprağı zenginleştirmesidir. Bu bitkilerden çoğunun köklerinde azot bağlayıcı bakteriler yaşar. Bu bakteriler havadaki azotu bitkilerin kullanabileceği nitratlara dönüştürür. Hayvanlar ve insanlar da azot gereksinimlerini bitkilerden karşılar. Bitki öldüğünde, topraktan aldığı azotu yeniden toprağa verir. Bu nedenle, toprağın verimini artırmak için baklagiller başka ürünlerle dönüşümlü olarak ekilir. Bazen de yeşilken biçilip toprakta bırakılarak yeşil gübre olarak kullanılır. Bütün bu özellikleri ile baklagiller, ekonomi üzerinde son derece olumlu etkiye sahiptirler.
Kuru Meyveler: Perikarpı sertleşmiş tek gözlü, tek tohumlu meyvelerdir. Besince değerlidir ve dünyanın birçok yerinde çok eskiden beri kullanılmaktadır. Su miktarı düşük olduğundan konsantre bir besindir. Transpirasyona, düşük sıcaklığa ve zedelenmeye karşı korunmuştur. Serin yerlerde saklanırsa nadiren bozulurlar, aksi takdirde kurtlanıp çürüyebilirler. Yüksek oranlarda içerdikleri protein ve yağdan dolayı besin değeri fazladır. Bununla birlikte nişasta, biraz şeker ve mineral maddeler içerirler. Çiğ ve pişmiş olarak yenilebilir veya yağından faydalanılır. Hayvan yemi olarak da kullanılır. Ticarette kabuklu veya kabuksuz satılır. İçerdikleri maddelere göre kuru meyveler Yağlı kuru meyveler (Fındık, fıstık (yer fıstığı, Şam-Antep fıstığı ve çam fıstığı) ve ceviz), proteinli kuru meyveler (badem, kayın ve Şam fıstığı) ve karbonhidratlı kuru meyveler (meşe kupulaları ve kestane) olmak üzere üçe ayrılır.
Bugün dünya kuru meyve ticareti 7 milyar doları aşmış durumdadır. Ülkemiz 1 milyar dolarlık hacmi ile kuru meyve ticaretinden yüzde 13 paya sahiptir. Kuru meyveler genel olarak, çerez olarak, pasta ve şekercilikte, yemeklerde ve tatlılarda lezzet verici olarak, yağ ve krem elde edilmesinde ve dericilikte kullanılmaktadır.
c) Sebzeler
Sebze, genellikle pişirilerek, nadiren de çiğ olarak yenen bitki organlarına verilen genel isimdir. Sebzelerin beslenmedeki rolü kalori temininden ziyade vitamin ve madensel maddeleri sağlamasındandır. Sebzeler çok su içerdiklerinden besin değeri düşük olmasına rağmen, dünya ticaretinde önemli rol oynarlar. Sebzeler; köklerinden faydalanılan sebze bitkileri (şeker pancarı, havuç, turp, kereviz, şalgam, Çin marulu, yağ şalgamı, yabani havuç-kara kavza ve sahlep), toprakaltı gövdelerinden faydalanılan sebze bitkileri (yer elması, patates, tatlı patates, soğan, sarımsak, pırasa, rezene, Frenk soğanı ve kuşkonmaz), yapraklarından faydalanılan sebze bitkileri (lahana, marul, Çin marulu, ıspanak, roka, tere, çoban çantası, semizotu, ebegümeci, hindiba ve ravent), çiçeklerinden faydalanılan sebze bitkileri (enginar, karnabahar ve brokoli) ve meyvelerinden yararlanılan sebze bitkileri (domates, patlıcan, biber türleri, kabak türleri, su kabağı, hıyar, acur, kudret narı ve bamya) olmak üzere 5 grupta ele alınıp değerlendirilebilir.
Sebzelerin insan beslenmesindeki öneminin anlaşılmasından sonra bütün dünyada sebzeler üzerindeki araştırmalar yoğunlaşmıştır. Özellikle bitki ıslahının sağladığı yararların tespitinden sonra sebzeler üzerinde yapılan çalışmaların daha da arttığını, buna bağlı olarak elde edilen başarıların baş döndürücü boyutlara ulaştığını görüyoruz.
Sağlıklı beslenmenin şartlarının açıklık kazanması sebzelerin insan beslenmesindeki yerini daha açık bir şekilde ortaya koyduktan sonra sebze tüketimine yönelim artmıştır. Buna bağlı olarak insan beslenmesinde uygulanan rejimlerde ibre sebze tüketimine doğru kaymıştır. Bu yönelim beraberinde sebzelere olan talebi getirmiş ve sebze üretiminin artışına neden olmuştur.
İnsan sağlığı açısından sebzelerin her mevsimde taze olarak yenilmesi gerekmektedir. Sebzelerin insan sağlığı yönünden önemi, içinde bulunan vitaminler, hormonlar, bazlar, mineral ve biyokimyasal maddelerden dolayıdır. Sebzeler çeşitli şekillerde saklanarak yetişme mevsiminin dışında tüketilmeye çalışılsa da, soğuk hava depolarında dondurulan, konserve yapılan veya kurutulan sebzelerin, tazesine göre birçok özelliğini kaybettiği görülür. Bunun yanında bazı sebzelerin bu şekilde saklanmasına da olanak yoktur. Sebze üretimindeki bu dar boğazı aşmak ve tüketiciye her zaman taze sebze sunabilmek için bazı özel yapılarda uygun çevre koşullarının sağlanmasına gereksinim vardır. Dünya ülkeleri arasında sebze üretiminde Çin, ABD ve Hindistan ile birlikte Türkiye'nin de ilk dört ülke arasında yer alması ülkemiz sebzeciliğinin önemini bir kat daha arttırmaktadır. Türkiye dünyada özellikle Kavun üretiminde ilk sırada, Taze fasulye, Patlıcan ve Karpuz üretimlerinde ikinci sırada, Domates, Kuru Soğan, Taze Biber ve Hıyar üretimlerinde ise üçüncü sıralarda yer almaktadır. Bu sıralamalar ülkemiz sebzeciliğinin dünya ülkeleri arasındaki potansiyelini açık olarak göstermektedir.
Dünya ülkeleri arasında toplam sebze üretimleri bakımından ülkemiz ile komşu ülkelerin (Bulgaristan, Yunanistan, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan, Gürcistan) arasında bir karşılaştırma yapılacak olursa; sadece İran'ın Cucurbitaceae familyası sebzeleri bakımından Türkiye'ye rakip olduğu görülmekle beraber üretim miktarı ve ihracat imkanları bakımından Türkiye'nin şansı daha yüksektir.
Sebze üretimi ve ihracatı açısından ülkemize rakip durumdaki Avrupa ülkelerinden İtalya, İspanya, Hollanda ve İngiltere ise kışlık sebze üretimi bakımından Türkiye'den daha fazla üretim miktarlarına sahiplerken, yazlık sebzelerin üretim ve ihracatında bu ülkelere karşı Türkiye'nin önemli bir üstünlüğü görülmektedir.


d) Meyveler
Meyve, bitkilerin tohum taşıyan organıdır. Meyve dendiğinde hemen herkesin aklına muz, kiraz, erik, elma gibi çiğ olarak yenen genellikle tatlı besin maddeleri gelir. Bugün yediğimiz meyvelerin çoğu Asya kökenlidir. Ilıman bölgelerde meyveler temel gıda maddelerinin yanında ikinci derecede besin durumundadırlar. Tropiklerde ise bunun aksine meyveler başlıca besin kaynağıdır. Genellikle meyveler yaklaşık %80 su içerdiklerinden daha az besleyicidir. Geri kalan kısım selüloz, şeker eriyikleri, nişasta, pektin, organik asit ve eterik yağlar ve mineral tuzlardır.
Meyveler; bakka tipi meyveler (üzüm, frenküzümü, Bektaşi üzümü, kavun, karpuz ve acı karpuz), drupa tipi (sert çekirdekli) meyveler (erik, kayısı, şeftali, kiraz, vişne, mahalep, kızılcık, kuşburnu, ünnap ve iğde), bileşik meyveler (ahududu, böğürtlen, çilek, elma, armut, ayva, muşmula, üvez, alıç ve dut) ile tropik ve subtropik meyveler (portakal, bergamut, turunç, mandalin, limon, altıntop (greyfurt), ağaç kavunu, muz, hurma, incir, ananas, kivi, avakado, yeni dünya, nar, Trabzon hurması, ekmek ağacı, mersin, gilaboru, şadok, laym, kamkat, pikan, Artvin hurması, fejoa, hintinciri, keçiboynuzu, mango, guava, papaya, liçi ve ananas) olmak üzere sınıflandırılabilir.
Dünya meyve üretiminde başlıca söz sahibi ülkeler, Çin, Hindistan, Brezilya, ABD, İtalya, İspanya, Meksika, Endonezya, İran, Filipinler, Fransa ve Türkiye’dir. Çin, günümüzde dünya meyve üretiminde lider konumundadır. Ülkenin sahip olduğu iklim farklılığı birçok meyve yetiştiriciliğine imkan vermektedir. Ülkemiz sahip olduğu gerek üretim alanı gerekse ekolojik yapısı itibariyle meyve üretiminde kendine yeterliliği ve ihracat potansiyeli olan ülkelerden birisidir. Türkiye’nin dünya birincil meyve üretimi içerisindeki payı %2.25-2.59 arasında, sert kabuklu meyveler içerisindeki payı ise %10.03-14.77 arasında değişmiştir.
Dünya ve Türkiye meyve üretimlerindeki yıllık artış oranları bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye açısından üretimde yıllık artış oranları en fazla düzeyde gerçekleşen meyveler altıntop (%9.32), çilek (%7.35) ve muz (%7.18)’dur. En az artış oranları ise üzüm (%0.31) ve keçiboynuzunda (0.43) olmuştur. Dünyada ise en fazla üretim artış Antep fıstığında (%8.31), mandalin (%4.79) ve limonda (%3.54) kaydedilmiştir. Keçiboynuzu ve incirde ise dünya ortalamasında negatif bir büyüme söz konusudur. Türkiye’de birincil meyveler ve üzüm üretiminde gerçekleşen büyüme oranları dünya ortalamasının altında seyretmiştir. Buna karşın diğer meyve gruplarında dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme sağlanmıştır. Dünya meyveciliğinin genel profili içerisinde Türkiye’nin konumuna bakıldığında, üretim potansiyeli ve ekonomik önemi en fazla olan 22 meyve türünden beş tanesinin üretiminde Türkiye’nin dünya lideri durumunda olduğu görülmektedir. Bir anlamda ülkemizle özdeşleşen bu meyveler fındık, ayva, incir, kayısı ve kiraz’dır.
e) Yağ Bitkileri
Yağ bitkileri başlıca iki grupta değerlendirilebilir. Meyvelerinden yağ elde edilen bitkiler (zeytin ve yağ palmiyesi) ve tohumlarından yağ elde edilen bitkiler (haşhaş, susam, ayçiçeği, pamuk, kanola (kolza), beyaz hardal, Hindistan cevizi, aspir, soya fasulyesi, yağ şalgamı, mısır, yer fıstığı, keten ve kenevir). Yağ veren bitkilere fındık, ceviz, badem v.s. dahil ise de esasen bu bitkilerin tohumlarından çıkarılacak yağlar, yemek yağı olmaktan ziyade, krem, resim boyası, cila v.s. gibi değerli sanayi işlerinde kullanılmaktadır.
İnsan beslenmesinde kalori sağlayan yiyecekler önemli bir yer tutar. Günlük ortalama 3000-3500 kalori tüketen insan organizması için bu enerjiyi sağlayabilecek en önemli yiyecek grubunu yağlar oluşturur. Yağlar, protein ve karbonhidratlarla beraber beslenmenin üç ana grubundan biridir. Beslenmede kullanılan yağlar ihtiva ettikleri doymuş ve doymamış yağ asitleri oranına göre kalite derecesine ayrılırlar. Doymuş yağ asitlerinin düşük olması kalp ve damar rahatsızlıkları ve kolestrol tehlikesinin azaltılması için tercih edilir. Doymuş yağ asidi oranının hayvansal kaynaklı yağlara göre düşük olması nedeniyle bitkisel yağlar insan beslenmesinde büyük önem taşır. Doymuş yağ asidi yüzdesi yağ cinsleri itibariyle; ayçiçeği yağında %11, soya yağında %15, mısırözü yağında %13, kolza yağında %6, zeytinyağında %14, tereyağında ise bu oran %66'dır.
Gelişmiş ülkelerde kişi başına toplam yağ tüketimi 54 kg.'a ulaşmakta, bunun 25 kg.'ını bitkisel yağlar oluşturmaktadır. Ülkemizdeki bitkisel yağ tüketimi ise kişi başına 17 kg. olup, sağlıklı bir beslenme için bunun 24 kg.'a kadar çıkartılması gerekir. Bunun için bitkisel yağ üretiminin hem ülkemizde hem de dünya da artırılması zorunludur. Bu açıdan, bitkisel yağ sanayinde kullanılmakta olan ayçiçeği, pamuk ve soya fasulyesinde üretim artışını sağlamanın yanında, diğer yağlı tohum bitkilerinin de yağ sanayine girmesi için çaba sarf edilmelidir. Yağlı tohum üretimini artırmada sadece ekiliş alanlarının diğer kültür bitkilerinin aleyhine ekiliş alanlarını artırmak yerine, sulanan tarım alanlarının genişlemesine paralel olarak yağlı tohum ekilişlerinin genişletilmesi ve yüksek verimli çeşitlerin kullanılması öncelikle ele alınmalıdır. Özellikle nadas alanlarının daraltılması, alternatif yağlı tohumlu bitkiler 2. ürün ekimiyle devreye sokulmalıdır. Tüm dünyada ekonomik çıkarlara uygun yeni üretim deseninin oluşturulmasına imkan verebilmek için çiftçilere yağlı tohum bitkilerinin önem ve özellikleri anlatılmalıdır.

II) EKONOMİK DEĞERİ OLAN BİTKİLERİN SINIFLANDIRILMASI

A) Besin Bitkileri
Tümü veya herhangi bir kısmı beslenme maksadıyla kullanılan bitkilere genel olarak “besin bitkileri” adı verilir. Bugün besin maddesi olarak kullandığımız bitkilerin çoğu yıllar öncesi yabani atalarından ıslah edilmiştir. Bir çok ekonomik değeri olan bitkiler (tahıllar, sebze ve meyveler, çay, kahve, kakao, ve lifli bitkiler) binlerce yıl önce insanlar tarafından keşfedilip, kullanılıp, kültürleri yapılmıştır. Gerek bitkisel gerekse hayvansal besinler canlı protoplazmanın ve vücut yapılarının oluşumunda kullanıldığı gibi ayrıca enerji temininde bir kaynak olarak kullanılır. Gelişim için gerekli olan mineral tuzları, organik asitler, vitaminler ve enzimler de yine bu bitkilerden sağlanabilir. Bitkiler besin depo etmek için kök, gövde, yaprak, meyve ve tohum gibi yapılarını kullanır. İnsan açısından bunların en önemlileri kuru meyve ve tohumlarıdır. İçerdikleri su miktarı arttıkça besin değeri azalır. Besin bitkileri Dünya üzerine Güneybatı ve Orta Asya, Akdeniz, Güneydoğu Asya ve Tropik Amerika’nın yüksek bölgelerinden yayılmışlardır. Ekonomik değeri olan besin bitkilerini alçak bitkiler (algler ve mantarlar) ve yüksek bitkiler (tahıllar, baklagiller ve kuru meyveler, sebzeler, meyveleri ve yağ bitkileri) olmak üzere başlıca iki ana grupta toplamak mümkündür.
B)Endüstri Bitkileri
Sanayinin çeşitli bölümlerinde işlenmek suretiyle kullanılan bitkisel ürünlerin elde edildiği bitkilere “Endüstri Bitkileri” denir.
Başlıca endüstri bitki grupları arasında lif bitkileri (pamuk, keten, kenevir, jüt, rami, Manila keneviri, Sisal keneviri, Yeni Zelanda keneviri, Kokos palmiyesi, çiriş otu, kapok, akund ve papirus), orman ürünleri (endüstri de odunundan yaralanılan önemli bazı bitki türleri: Ceviz, zeytin, ıhlamur, mahun ağacı, abanoz ağacı, pavlonya, ardıç ve kavak, kağıt yapımında kullanılan orman ürünleri: Çam, göknar, kavak, kayın ve çınar, inşaat yapımında kullanılan orman ürünleri: Çam, göknar, sedir, kayın, kavak, meşe, gürgen, dişbudak ve Akçaağaç, yakıt olarak kullanılan orman ürünleri: meşe), boya ve tanen bitkileri (boya bitkileri: bakkam ağacı, akasya, indigo ağacı, kına ağacı, çivit otu, kök boya, hava civa otu, safran, aspir ve cehri, tanen bitkileri: kabuklarından tanen elde edilen bitkiler, gövdelerinden tanen elde edilen bitkiler, yapraklarından tanen elde edilen bitkiler, meyvelerinden tanen elde edilen bitkiler ve köklerinden tanen elde edilen bitkiler), kauçuk ve benzeri ürünler veren bitkiler (hevea brasiliensis, ficus elastica, landolphia ve parthenium), zamk, reçine ve sakız veren bitkiler (arap zamkı, tragagant zamk, karaya zamkı, kopaiva ağacı, lake, çamlar, ladin, göknar, sığla-günlük ağacı, Peru balzamı, şerbetçi otu, sakız ağacı ve mirra ağacı,), yağ ve mum elde edilen bitkiler (gül, menekşe, lavanta, limon, yasemin, leylak, ıtır, nane, kekik, keten, kandil cevizi, zeytin, yer fıstığı, Hint yağı bitkisi, Hindistan cevizi ve yağ palmiyesi), şeker, nişasta ve selüloz ürünleri elde edilen bitkiler (şeker pancarı ve şeker kamışı) olmak üzere yedi alt başlık altında ele alınıp değerlendirilebilir.

C)Baharat Bitkileri
Besin maddesinden ziyade lezzet verici olarak yemeklere ve içkilere ilave edilen bitkisel ürünlere “baharat” denir. Kullanılışı ve kültüvasyonu çok eskilere dayanır. Her iklim bölgesinde rastlanırsa da daha çok tropik bölgelerde yetişir. Batı ile doğu arasında önemli ticari maddelerden biridir. Hint ürünlerini önce kendi ülkelerine daha sonra da Avrupa’ ya götüren Araplardır. Bu ticareti daha sonra Venedik, 16. yüzyılda da Portekiz kontrolü altına almıştır. Baharatların tıbbi değeri pek fazla değildir. Ağrı giderici ve antiseptik olarak aynı zamanda diğer drogların hoş olmayan kokularının giderilmesinde, parfümeri, sabun imalinde, histolojide dokuların boyanmasında ve çeşitli sanatlarda kullanılır. Başlıca baharat bitkileri arasında; kök ve rizomlarından baharat elde edilen bitkiler (melek otu, turp, zencefil ve saparna), kabuklarından baharat elde edilen bitkiler (tarçın), çiçeklerinden baharat elde edilen bitkiler (karanfil, kapari ve safran), meyvelerinden baharat elde edilen bitkiler (kırmızı biber, sivri biber, kara biber, vanilya, ardıç, anason, kimyon, kişniş, sap kerevizi, dere otu ve rezene), tohumları baharat olarak kullanılan bitkiler (hamame, çemen otu, hardal ve küçük Hindistan cevizi) ve yaprakları baharat olarak kullanılan bitkiler (oğul otu, fesleğen, güvey otu, nane, adaçayı, kekik, defne, maydanoz ve keklik otu) sayılabilir.

D)Uyarıcı Bitkiler
Besin değeri olmayan, ancak sinir sistemi üzerinde uyarıcı etki eden ürünlerin elde edildiği bitkilere uyarıcı bitkiler denir. Başlıca uyarıcı bitkiler arasında kahve, çay, kakao, kola, koka ve tütün sayılabilir.

E)Tıbbi Bitkiler

F)Süs Bitkileri

Süs bitkisi olarak kullanılan bitkilerin sayısı çok fazladır. Genelde üç grup halinde sınıflandırılan süs bitkileri arasında: Park ve bahçelerde süs ve gölge bitkisi olarak yetiştirilen başlıca ağaç ve ağaççıklar (göknar, akasya, Akçaağaç, gülibrişim, kızılağaç, Amerikan sarmaşığı, kadın tuzluğu, Acem borusu, şimşir, sedir, erguvan, dağ muşmulası, servi, ağaç hatmi, ardıç, çoban püskülü, defne, süs mersini, kurtbağrı, manolya, zakkum, filbahri, ladin, çam, çınar, kavak, taflan, ateş çalısı, beyaz salkım, söğüt, mürver, leylak, porsuk, mazı, ıhlamur ve kartopu), bahçe ve balkon çiçekleri (vapur dumanı, hatmi, dağ lalesi, aslan ağzı, Haseki küpesi, saraypatı, nergis, çan çiçeği, kana, horoz ibiği, adi şebboy, kasımpatı, kolyos, inci çiçeği, yıldız, hazaren, havlu püskülü, karanfil çiçeği, hüsnüyusuf, atlas çiçeği, küpe çiçeği, kılıç otu, duvar sarmaşığı, sümbül, ortanca, süsen, zambak, hanımeli, papatya, gecesefası, unutma beni, zerren, nilüfer, şakayık, çarkıfelek, petonya, sardunya, floks, Atatürk çiçeği, çuha çiçeği, muhabbet çiçeği, orman gülü, gül, ateş çiçeği, lavanta, kadife çiçeği, lale, mor salkım ve avize ağacı), salon ve yer bitkileri ( kuşkonmaz, azayla, begonya, kamelya, siklamen, sikas, zühre çarığı, saksı güzeli, kauçuk ağacı, mum çiçeği, feniks, peygamber çiçeği, salon sarmaşığı ve gelin çiçeği) yer alır.

EKONOMİK DEĞERLERİ BAKIMINDAN BİTKİ TÜRLERİNİN SINIFLANDIRILMASI

1- Ekonomik değeri olan bitkiler
2- Ekonomik değeri olmayan bitkiler (Yabani olarak yetişen bazı bitki türleridir. Dağlarda ve kırlarda yetişen otsu bitkilerin bir kısmı bu grubun temsilcisidir.).
3- Zararlı bitkiler (Bu grubun içerisinde zehirli bitkiler (zehirli mantarlar v.s.) ve tarım ürünlerine zararı dokunan parazit karakterde bitkiler (ökseotu, canavarotu v.s.) yer alır.).
Yararlı ve yararsız bitkilerin sınırı kesin belli değildir. Bilimsel araştırmaların yeni buluşları sayesinde daha önce yararı bilinmeyen bazı bitkilerin yeni faydalı özellikleri keşfedilebilmektedir.
Yararlı (ekonomik değeri olan) bitkilerle kültür bitkileri arasındaki ilişkiye bakıldığında ise kültür bitkilerinin insan eliyle yetiştirilmiş bitkiler olduğu ve hepsinin ekonomik değer taşıdığı görülür. Buna karşı yararlı bitkilerin hepsi kültür bitkisi değildir. Yabani olan birçok bitki türleri vardır ki, çeşitli şekillerde bunlardan yararlanılmaktadır. Örnek: Dağlarda ve kırlarda yetişen yabani meyve ağaçları veya şifalı otlar v.s. Bugün tarımı yapılan kültür bitkilerinin çoğu, tarihi süreçte insanlar tarafından yabani türlerden geliştirilmiştir. Kültüre alınmış bitkilerde, suni seleksiyon yolu ile yabani türlerden ayırt edici bazı özellikler gelişmiş durumdadır. Yabani türlere karşı, kültür bitkilerinde olumlu yönde meydana gelen bu gelişmeler şunlardır:
1- Meyve büyüklüğünde gelişme: (Örnek: Yabani türlerine göre Domates, Çilek, Elma v.s. kültüre alınan meyvelerde gelişme zaman zaman 10-15 mislini bulabiliyor.)
2- Acı veya zehirli madde bakımından fark: (Örnek: Lupinus cinsinde primer olarak acı madde bulunduğu halde kültüre alınanlarında seleksiyon ile acı olmayan çeşitler elde edilebilmiştir.)
3- Çimlenme periyodu bakımından fark: Yabani türlere göre kültüre alınan bitkilerde çimlenme periyodu arasındaki farkın azalmış olması tarımda verimi olumlu yönde etkilemektedir.
4- Gelişme devresi bakımından fark: Gelişme devresi seleksiyon sayesinde yabani türlere oranla kültür bitkilerinde hayli azalmıştır (Örnek: Turfanda sebze ve meyve yetiştiriciliği).
5- Sert dokular bakımından fark: Kültüre alınmış bitki türlerinde, genellikle sert dokularda azalma veya kaybolma görülür (Örnek: Kültür ayvası ve havucunda yabani çeşitlerine oranla sert dokular geniş ölçüde azalmıştır.).
6- Çiçek yapısı bakımından gelişme: Yabani türlerde çiçekler çoğu zaman küçük ve basit yapıda olduğu halde, kültüre alınmış bitkilerde renk, şekil ve büyüklük bakımından olumlu yönde gelişme olduğu görülür (Örnek: Rosa canina kültüre alındığında iri ve katmerli çiçeklere sahiptir. Bu gülün yabanilerinde çiçekler küçük ve katmersizdir.)